Basınç Merkezleri Arasındaki Uzaklık Artınca Rüzgarın Şiddeti Ne Olur?
Kayseri’de Bir Akşam
O akşam, Kayseri’nin akşamüstü rüzgarı beni içsel bir huzursuzluğa sürüklemişti. Havanın soğukluğuyla birlikte, çok uzun zamandır düşünmediğim bir soruyu yeniden kafamda yankılandırdım: Basınç merkezleri arasındaki uzaklık arttıkça rüzgarın şiddeti ne olur? Bu, kesinlikle hiç de basit bir soru değildi. Bir fizikçi gibi açıklamama gerek yoktu belki ama o an, bir bakıma hayatımda yaşadığım her şeyin, rüzgar gibi, bir şekilde birbirini itip çekmesinin temelindeki gerçekleri anlamaya çalışıyordum.
Kayseri’nin küçük ama bir o kadar da geniş meydanlarından birinde yürürken, rüzgar yüzümü kesiyordu. Başımı kaldırıp gökyüzüne bakarken, neden rüzgarın gücü bazen gürül gürül esiyor, bazen ise usulca fısıldıyordu? Bu, basınç farklarının arttığı bir doğa olayıydı. Ama aynı zamanda, hayatımda karşılaştığım o anlık farklar, bıçak gibi keskin değişimler gibi de hissediliyordu. İçimdeki rüzgar, yavaşça benim de yönümü değiştiriyordu.
Basınç Merkezleri ve Rüzgarın Gücü
Aslında, o an aklımdan geçen şey sadece bir soruydu. Ama bu soruyu düşünürken, biraz da kendi hayatımda ne kadar çok basınç merkezine odaklandığımı fark ettim. Hangi yönlerden bakarsam bakayım, basınç merkezleri arasındaki mesafe arttıkça, rüzgarın gücü de artıyordu. Bu basit ama etkili bir fiziksel kuraldı, ancak benim ruh halimi bu kurallarla ilişkilendirdiğimi anlamam bir hayli zor olmuştu.
Bir gün, birinin bana neden hep gergin olduğunu sorması üzerine, kalbimdeki o fırtınayı, o küçük rüzgarları bir türlü açıklayamamıştım. O an, aklımda birkaç yıl önceki bir olayı canlandırdım. Bir sabah, Kayseri’nin dağlarına karşı bakarken, taze bir rüzgar yüzümü okşuyordu. O an, içimde bir şeyin kaybolduğunu fark ettim. O rüzgar, basınç merkezlerinin arasındaki uzaklık ne kadar arttıkça, hayatımdaki gerginliklerin de bir o kadar büyüdüğünü anlatıyordu. Çünkü, bir şeyin gücü arttıkça, etkisi de büyür. Basınç farkları da büyüdükçe, rüzgarın şiddeti artıyordu. Bu bana çok tanıdık geliyordu. Hayatımda, ne zaman bir şeyin üzerine çok fazla baskı uygulasam, bir süre sonra, bir patlama olurdu. İçimdeki bu basınçların beni ne kadar zorladığını görmek, bir yandan korkutucu olsa da, diğer taraftan ne kadar büyüdüğümü de gösteriyordu.
Geçmişin Basıncı, Geleceğin Rüzgarı
Bir süre yürüdüm. Havanın soğuması, zihnimi daha da karıştırıyordu. İçimdekilerle yüzleşmek, bir şekilde hayatımda yapmam gereken değişimleri görmek istemiyordum. Ama ben de basınç merkezlerinin arasındaki mesafeyi arttırmıştım. Yaşadığım ilişkiler, kaybettiğim dostluklar, ailemle aramdaki mesafeler ve kendi içimdeki huzursuzluklar, birikmişti. Basınç arttıkça, rüzgarın şiddeti de büyümüştü. Bir an düşündüm, peki ya rüzgarın şiddeti arttıkça, ben ne yapıyordum? Geri çekiliyor muydum, yoksa her şeyin daha da hızlı ve yoğun bir şekilde geçmesini mi bekliyordum?
Aslında, kaybettiğim şeyler bir rüzgar gibi, kendi yönünü bulmuştu. Ve ben, o kaybolan şeylerin ardından, zamanın içindeki dalgalar gibi sürüklendim. Basınç merkezleri arasındaki mesafeyi, aslında ben kendim yaratmıştım. Ne kadar çok içsel birikim yaparsam, o kadar büyük bir rüzgar fırtınası ortaya çıkıyordu. Bu, bazen korkutucu olsa da, bazen de bir tür özgürlük gibiydi. Ama bazen bir patlamayla sarmalanmak, bana o kaybolan geçmişi, içimdeki gerilimleri hatırlatıyordu.
Yeni Bir Başlangıç
Bir süre sonra, Kayseri’nin o büyüleyici dağlarının arasından, şehir merkezine doğru döndüm. Bütün gün kafamda dönüp duran bu soru, çok daha anlamlı bir hale gelmişti. Basınç merkezlerinin arasındaki uzaklık arttıkça, rüzgarın şiddeti artıyordu. Hayatımda da bazen, o kadar çok baskı altında hissediyordum ki, sanki içimdeki her şey patlayacak gibi oluyordu. Ama rüzgarı hissettikçe, her şeyin değişebileceğini, her şeyin yeniden şekillendirilebileceğini fark ettim.
İçimdeki fırtına bazen başkalarına da yansıyabiliyordu, ama nihayetinde, ben, kendi içsel dünyamı dilediğim gibi yönlendirebilirdim. Her zaman her şeyi kontrol edemem, ama basınçlar arasında kaybolmadan, rüzgarı doğru yönlendirebilirdim.
Gün batarken, Kayseri’nin o masalsı havasında, içimdeki rüzgarı hissederek, artık doğru yanıtı bulmuştum. Benim için, basınç merkezlerinin arasındaki mesafe arttıkça, hayatımdaki fırtınalar büyüyebilirdi. Ama belki de bir gün, bu rüzgarın bana getirdiği havayı çok daha güçlü bir şekilde kucaklayacak, içimdeki fırtınayı barışa dönüştürecektim.
Sonuç
Rüzgarın şiddetiyle ilgili cevabımı artık bulmuştum: Basınç merkezleri arasındaki uzaklık arttıkça, rüzgarın şiddeti de artar. Ama sadece bu değil. Hayatın her anı, bazen bir fırtına gibi eser, bazen de bir esinti gibi geçer. Önemli olan, ne zaman rüzgarın gücünü kabullenip, ne zaman onu yönlendirebileceğimi bilmekti. Benim için, rüzgar sadece dışarıdaki hava değil, içimdeki duygular, hisler ve düşüncelerle birleşerek bir anlam kazanıyordu. Zamanla, bu gücü doğru şekilde kullanabilmeyi öğrendim.